HOME

ANA SAYFA

ABOUT THE SITE

WEBSİTESİ HK.

SEZAİ TÜRKEŞ

FEYZİ AKKAYA

GALLERY

GALERİ

ARCHIEVES

ARŞİV

MEMOIRS

ANILAR

 

 

 

LINKS

BAĞLANTILAR


1908 - 1998

Sezai Türkeş  Feyzi Akkaya

Anılar  Memoirs 

1907 - 2004

 

 

H. ERSİN TAKLA ANILARI

(Ref.  TMMOB İMO - ''Mühendis Feyzi Akkaya'yı Anma'' Toplantısı Notları - 08.01.2005)

Feyzi beyin mesleği, teknik kapasitesi konusunda söylenecek şeylerin sonu gelmez.......

Yani burada aylarca konuşsak, daha da konuşacak şeyimiz olur. Ben müsaade ederseniz, onun bir de başka bir tarafını anlatmak isterim. Belki çok az konuşulan ve çok az bilinen yönüdür, inanılmaz derecede genel kültür sahibi bir adam. Yani mühendislik kültürü yanında inanılmayacak derecede genel kültür sahibi bir adamdı.

- O kadar ki, Tommiks’i çocuklarla konuşurken, Özal’la da din konusunda çok derin münakaşaya girip, onunla aylarca, günlerce yazışmalar, görüşmeler yapar şekilde de kendini yetiştirmişti.

- O kadar ki, Tevrat, İncil, Kuran bunların çeşitli mealin tefsirleri inanılmayacak derecede onun tarafından etüt edilmişti.

- O kadar ki, bir şey söylediğiniz zaman, orası öyle değil burası böyle falan gibi çok detaylı bir şekilde işin içine girerdi.

* * *

Muammer dolmacı bizim meslektaşımızdı, o zaman Karayolları Müsteşarıydı, 1975 ve 1976’da Tripoli şantiyesini ziyarete geldiler ve o zaman Türkiye Karayolları teşkilatı, karşı taraflarıyla bir anlaşma falan ve bir yol işi yapacaklardı. Bununla ilintili olarak da Muammer bey Libya’ya geliyor, tabii Feyzi beyin de o mobilizasyon çalışmaları dolayısıyla orada olduğunu bildiği için bizi ziyarete geldi. Zannediyorum, Necat ağabey de odadaydı, tabii oturduk, çay içiliyor, içilecek başka bir şey yoktu.

Dolmacı “Feyzi ağabey siz şöyle biliniyorsunuz, böyle biliniyorsunuz sizin tecrübeleriniz, sizin deneyimleriniz falan hepimizin malumu, bunu artık zamanı gelmedi mi, bir yazıya dökseniz de biz de bundan istifade etsek, bu tecrübeleri bize aktarsanız, biz de bunlardan istifade etsek” dedi.

Feyzi bey de, “bey, ‘tecrübe’ dediğinin şey burnu sürtülerek öğrenilen şeydir, kitaptan öğrenilmez” dedi.

Ben şahsen ömür boyu ne bunu unuttum, ne de zaten bunun başka türlü olamayacağını gördüm. Hakikaten teker teker anlatılan konular bunlar. Hakikaten o ıstırabı, o zorluğu, o müşkülü yaşamadan bilgiyi, tecrübeyi insanın kendine mal etmesinin çok imkânı olmuyor. Bunun en basit ve en açık misali Feyzi Akkaya’dır, söylediğini de yapmıştır. Yani o hakikaten göründüğü gibi olan, olduğu gibi görülen, hiç bunun dışında yarım milim şaşmayan bir adamdı.

* * *

Nevi şahsına münhasırdı, o kadar ki, Ferit Aysan ağabeyimizin zannediyorum kardeşinin düğünü olacak, tabii düğüne giderken herkes derli toplu elbiseyle gider, Feyzi ağabey 32 senedir aynı ceketi giymiş, yani başka ceket te yok. O da turit ceket, turit ceketle de düğüne gidilmez, Marmara Düğün Salonu.

“Benim elbisem yok, ne yapsak?” dedi.

Herkes birbirine bakıyor, falan bir gün kalmış, alınacak imkân da yok, bu durdu durdu “Cemil’in ebadı bana uyar, -rahmetli Cemil Gölek- ondan bir elbise ödünç alırsanız ben bu işi kıvırırım” dedi.

Neyse, Cemil beye gidildi, elbise istendi falan, ne olduğunu bilmiyorum, akşam düğün salonunda... Elbise tamam, ama “ çizgili elbise var” dediler, “yahu ben çizgili elbiseyi sevmem, nasıl olur? Madem ki çare yok, onu giyeceğiz ne yapalım” falan dedi. Neyse çizgili lacivert elbise geldi.

Akşam oldu, düğüne gittik, bir ara yanında oturuyorum, baktım elbiseye, elbise düz elbise, düz lacivert elbise. Nasıl oldu bu iş falan, o arada elbise mi alındı, ne yapıldı falan. “Ağabey bu elbiseyi nereden buldun bu elbiseyi?” dedim.

“Bu Cemil’in” falan dedi.

“Ağabey hani çizgiliydi” dedim.

 “Yahu akşam o beyazları çektik, düz hale getirdik” dedi.

* * *

1981 senesi, Misurata Limanı alınmış, tabii artık 1973’ten 1981’e 8-9 sene geçmiş, artık bayağı işi öğrenmişiz, inşaatları biliyoruz, idareleri biliyoruz, idare bizi biliyor. O 1973’teki sefaret falan atlamış geçmiş artık biraz kalfa seviyesinde sayılıyoruz.

Feyzi ağabey geldi, yine mobilizasyon saha yerleşim planları falan yapıyor, hakikaten o bir dehadır, yani mümkün olabilseydi de, o projelerden sırf fikir olsun diye sizlere gösterebilseydik. Hakikaten kurşunkalemle çalışır ve bir paftanın üstünde normal bir mühendislik şirketini hepimiz çalışıyoruz, biliyoruz, inanın on paftada veremediği bilgiyi, bir paftaya sığdırırdı. Kendine göre kesitler alır, kendine göre ölçekler icat eder, onları eleniki ölçektir, yani uyduruk ölçektir, o bir ölçeksizdir, ona “eleniki ölçek” derdi. Ölçeksiz, ama bir fikir verir falan, inanılmaz derecede falan çalışır.

Davet ettik, “Ağabey şu yerleşim planlarını falan, bize bir el ver” falan dedik.

Katiyen sevmez, Arapları günahı kadar sevmezdi, bunu da burada söylemeyi bir borç biliyorum. O kadar ki, oraya zorla gelir ve orada da zorla dururdu, yani kimseyi görmesin, bir gelsin bir gitsin falan gibi. Kesin bu bildiğiniz gibi laisizm ve onun karşıtı olan düzenden kaynaklanın, yani kafa yapısına uymayan bir yapıydı.

Neyse, oraya davet ettik, geldi şakacı tarafı belli, “Vallahi bedava çalışmam, benim artık kumbaram var” dedi. -Kırhan ağabeyin söylediği kumbara - Ne olacak?

“Ben sizinle anlaşma yaparım” dedi. Tamam, ben de o zaman Libya’yı temsil ediyordum, gerçi o patron, ama parayı benden alacak. Para da Alemdağ’ın köy o zaman, oradaki çocukları spor kulübüne veriliyor.

“İstihkak yapalım, anlaşma yapalım” dedik,  ve anlaşma yaptık. “Ben bir paftayı''  dedi düşündü taşındı, kafasını kaşıdı, bereyi buldu kaldırdı falan unuttum şimdi ''10 dinara yaparım” dedi.

10 dinar da 33 dolar, bedava, yani düşünün 10 pafta resim kadar size bilgi veriyor.

Ben kabul ettim, neyse çalıştı etti falan. Tam 20-25 gün sonra tam giderayak “Bey artık benim istihkak zamanım geldi” dedi.

“Doğru ağabey istihkakını yap getir paranı verelim” dedik.

İstihkakı yaptı, istihkakı da saklıyorum, başı “Bismillahiirrahmanirahim” diye başlıyor.  Memleketin şartları, çünkü orada her mektubun başı öyle başlıyor, o da öyle başlamış.

Altına dökmüş şu kadar pafta, çarpı 10 dinardan falan 1,200 dinar gibi bir para tuttu.

1,200 dinar karşılığı dolar ödeyelim'' dedik,  “Yok. Bey bu alacak sende kalsın” dedi.

''Ne yapacağız?“

''Ben sana talimat veririm, ne yapacağını o zaman yerine getirirsin, daha yararlı olur ” dedi ve gitti.

Aradan bir zaman geçti, bana bir mektup yazmış, “Benim oradaki alacağımdan 12 adet forma, 12 futbol ayakkabısı, bunları bana yollamanı rica” diye. Aldık, yolladık.

Mesleği artık tamamen terk edipte, çekildikten sonra bile, hâlâ Libya’da 600 küsur dinar alacağı kalmıştı. Çok ilgi çekicidir, 1,200 dinarını harcayamadık. Yani biliyorsunuz, STFA kurulduğu zaman %50-%50 kuruldu, yani bunun yüzde 50 ortağı ve yüzde 50 sahibi Feyzi Beyindi.

* * *

Feyzi bey biraz evvel söylediğim gibi, 32 senedir aynı ceketi giymiş, belki günün birinde müze yapmayı düşünülebilir o iki göz odada, Alemdağ’ındaki ambarın yanında iki göz odada büyük bir mutlulukla yaşamını sürdürmüş. O kadarki Anayasa Mahkemesi Reisi Yekta bey bir gün beni aradı, “Hep söyleniyor, kendisiyle bir tanışmak isterim Feyzi beyle” dedi.

 “Feyzi ağabey, böyle böyle” dedim, “Yahu bende kalıp yok, kıyafet yok, ben nasıl giderim?” falan dedi.

Tabii anlattık, “Yekta bey çok istiyor, size de saygısı büyük” dedik.

Yani fiziki durum müsait değil. Onun için Yekta Bey “Ben gelirim” dedi. Ordu evinden alıp, Ümraniye’deki yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak geldi, orada saatlerce yine laiklik, din konuşuldu ve oradan da geriye döndü.

Orası onun için bir saray, bir konak, adına ne derseniz deyin, yani çok küçük ebatlarda, çok büyük mutluluğu yakalamış, takrini de yakalamış, yani mutluluğu ve takrini de yakalamış, bir ruh yapısına sahip bir adamdı. Yani olayın mühendislik tarafı aslında o ruh yapısının çok küçük bir parçasıdır, bunu da müsaade ederseniz, söylemeyi kendime bir borç biliyorum. Eğer, Feyzi bey içine kapalı, infarit bir insan olmasaydı, aslında Feyzi bey, son derece içine kapalı, son derece de yalnız yaşamayı seven, kişilerle diyalogu çok iyi olmasına rağmen, açılımı çok fazla olmayan, kendi dünyasında, kendi kriterleri içinde sonsuz bir mutluluğu yakalamış, onun kriterlerini koymuş, onu yerine getirmiş ve bunu yakalamış nadir insanlardan biridir. Yani, Feyzi beyin bu tarafını iyi anlayabilmek lazım. Tabii o bildiğiniz gibi, yani o kadar az kişiyle bir olmuştur ki, aksi takdirde bugün dünyaca bilinen, dünyaca bilinmesi gereken bir adamdı hiç şüphe yok.

Yani siz düşünebiliyor musunuz? 3 bin tonluk vinçti, 1 200 tonluk vinçti, onun yanında bu adam gemi inşa etti.

Su leğeninde balmumundan gemi modeli yaptı, 3 bin tonluk gemi, hâlâ çalışıyor. Üç bin tonluk geminin Üsküdar’daki evinde balmumundan yaptığı modeli, ben bunu kendi gözümle gördüğüm için söylüyorum. Leğenin içine modeli buradan koyuyor, buradan buraya geçiyor, karşısında bakıyor, kedalını rendeliyor, o su hatlarına bakıyor, su hatlarına göre geminin modelini çıkartıyor, oradan çıkarttığı modelle geminin şablonunu yapıyor, geminin şablonundan sonra imalata koyuyor, geminin karinesiyle birlikte bütün vinçleri, kapakları, elektrik ve makine aksamı dahil Trablus Gemisi klınker taşımak üzere zannediyorum ki, ilk seferini 1974’ün başlarında yapıyor, Tripoli’den getirilen klınkerle aslında Tripoli Limanı bitirilebildi.

O zaman, gördüğü şey çok önemli, yani oradan alacağınız çimentoyla o işi bitiremiyeceğiniz belli. Çünkü o kadar dar bir imalat kapasitesi ve o kadar fazla talep var ki, petrol fiyatları 2,5 dolardan, 12,5’a fırlamış. 1973’te biz mukaveleyi imzaladığımız zaman, 26 Aralık 1972 petrol fiyatları 2,5-2,70 dolardı, biz avansı alıp da mobilizasyona İngiltere’de geçeceğimiz zaman, petrol fiyatları 12,5 doları bulmuştu. O kadar büyük bir talep ve öyle dar bir kapasiteleri vardı ki, eğer dışarıdan çimento işini halledememiş olsaydık, o işi yapmamız mümkün değildi. Bunu görmüş, bunun gereği olan gemi imal etmiş, özel gemi imal etmiş konveyörlü, sistem ambardan direkt oraya boşaltıyor.

Oraya gelmiş, çimento değirmeninin konacağı yerin dizaynını yapmış falan. Yani olayın bir ekonomik boyutu da var işin içinde, yani sadece mühendislik değil, ekonomiye hizmet eden mühendislik boyutunu da görmüş, yakalamış ve bunu en küçük detayına kadar yerine getirmiş, ama insani boyutunu hiçbir zaman kaybetmemiş. Bu belki hiç bilinmeyen bir tarafı veya çok az konuşulan tarafı.

Espri gücünü kaybetmemiş, mutluluğundan katiyen ödün vermemiş, böyle bir karakter yapısına sahip bir insandı. “Allan hepimize böyle bir ruh yapısı nasip etsin” derim, başka söylenecek bir şey yok, çok teşekkür ediyorum.

* * *

 

 

 
     

HOME

ANA SAYFA

ABOUT THE SITE

WEBSİTESİ HK.

SEZAİ TÜRKEŞ

FEYZİ AKKAYA

GALLERY

GALERİ

ARCHIEVES

ARŞİV

MEMOIRS

ANILAR

 

 

 

LINKS

BAĞLANTILAR